“Çok geçmemişti ki, kendime yeni düşler bulmuştum bile ve bunlar da acımı hafifletiyordu.

Ucuz bir mutluluk mu, yoksa insanın ruhunu yücelten acı mı daha iyidir? Evet, hangisi iyidir?

Bütün bu düşünceler, o gece üzerime çullanmışlardı; yorgun, bıkkın ve usanç dolu o gecede. Hayatım boyunca hiç böylesine acı hissetmemiştim. Evden hızlıca çıkıp Liza’ya doğru koşarken, yarı yoldan geri döneceğimi düşünememiş miydim? Liza’yı bir daha hiç görmedim. Daha sonra neler yaptı bilmiyorum. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim: O günlerde üzüntüden neredeyse hasta olup yataklara düşecekken, aşağılanma ve nefret duygusunun insana kazandırdıklarını düşünerek teselli buldum. Bütün bu yaşananların üzerinden çok fazla zaman geçti; ama hâlâ ruhumdaki izleri silinmedi. Geçmişe dair birçok anı üşüşüyor zihnime ama… Ama, bu kadarı yeterlidir diye düşünüyorum. Öyle sanıyorum ki, bu notları yazmakla da büyük hata işledim. En azından bu hikâyeyi yazarken, büyük bir utanç duydum. Bu durumda benim yaptığım edebiyat değil, sadece günahının bedelini ödemek.

Daracık dünyamda, insanlardan kopuk, manevi olarak çürümüş, yeraltında kinimle baş başa nasıl boğuştuğumu anlatmak pek de hoş olmasa gerek. Üstelik romanların bir kahramanı olur, bense bir kahramanın taşımaması gereken tüm özellikleri taşıyorum. Bizim gibi insanları anlamanın en kolay yolu budur. Bizler, yaşama yabancılaşmış, zorla yürüyen insanlar olduğumuzdan dolayı bu yazdıklarım etkili olacaktır. Üstelik gerçek hayata öylesine yabancılaşmışız ki, adını bile duymak istemeyiz. Bunda da o kadar ileri gideriz ki, gerçek hayatı ancak kitaplardan öğrenebileceğimize inanırız. Peki, ama neden bazen olmadık hareketler yapıp, aptalca arzular peşinde koştururuz? Bunun nedenini biz bile bilmiyoruz. Üstelik bu olmadık isteklerimiz gerçekleştiğinde en çok zararı görecek olan da bizizdir. Sırf denemek için içimizden birinin bağlarını çözüp, esaretim kaldırarak özgürlüğe kavuştursanız bile, o yine esaret altına girmek isteyecektir. Eminim ki, bu yazdıklarımı okuduğunuzda kızgınlıktan ayaklarımızı yerlere vuracak ve: – Siz, kendi rezil hayatınızdan, kendi yeraltınızdan bahsedin. Hepimizi karıştırmayın bu işe! diye bağıracaksınız.

Hepinizi bu işin içine katarak kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Ben, sizlerin yarım yamalak bıraktığı şeyleri sonuna kadar götürdüm. Sizler, korkaklığınıza “ölçülü davranış” kılıfını geçirip onunla teselli buluyorsunuz. Şu halde, sizlerden daha gerçek bir hayat sürüyorum ben.

Şöyle bir düşünün bakalım, bizler “canlı”nın nerede olduğunu, nasıl bir şey olduğunu, nasıl ifade edildiğini bile bilmiyoruz. Kitaplarımızı elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız. Sonra da kimi sevip kime kızacağımızı, kimden uzaklaşıp kime yaklaşacağımızı, hiçbir şeyi bilemeyiz.

Etiyle, kemiğiyle gerçek bir insan olmak, bizim için o kadar zordur ki!.. Utanıyor, ayıp kabul ediyoruz bunu. “Ortalama insan” denebilecek, belirsiz bir tip olmaya çalışıyoruz. Gerçekte, bizlerin yaşadığını söylemek pek mümkün değil, uzun bir zamandan beri canlı olmayan babalardan meydana geliyoruz ve bunu zamanla sevmeye de başlıyoruz. Öyle ki, eğer başarabilsek, düşüncelerden doğmayı bile kabul ederiz.

Bu kadar yeter artık. Bir daha “Yeraltı”ndan bir şey yazmayı düşünmüyorum.

Fakat çelişkilerle dolu, hasta ruhlu bu insanın notları bu kadar değil elbette. Daha fazla dayanamadığı için yazmıştı bunları. Biz ise artık burada bir nokta koymalıyız sanırım.”

(Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı kitabından alınmıştır)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s