“Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.”

Metin Erksan’ın çok konuşulan filmi Sevmek Zamanı’nın meşhur sahnesinde jönün esas kıza “Ben senin resmine aşığım” dediği gibi; belki siz de resmettiğiniz bir dünyaya aşıksınızdır. Bilmeniz gerekir ki, eğer gerçekleri istiyorsanız, bir tabloya bakmaktan daha fazlasına ihtiyaç duyuyorsunuz. Çünkü dünyada neler döndüğü üzerine kafa yormadan, daha doğrusu bazı zümrelerin yeryüzündeki amaçlarını bilmeden ne dünyayı ve dünya üzerinde yaşanan olayları anlayabilir ne coğrafyamızı tanıyabilir ne de herhangi bir alan üzerine sağlıklı değerlendirme yapabiliriz. Bu sebeple medya alanı hakkında yapılacak olan değerlendirmeler, uluslararası boyutuna değinilmeden açıklanamaz.

Komplo teorilerine karşı mesafeli olabilirsiniz, aktarılacaklar hayal ürünü gibi gelebilir bazı kimselere… Ancak çok az bir araştırmayla dünyanın zenginliklerini ve dolayısıyla kontrolü elinde tutmak amacıyla küresel kan tüccarları eliyle amiyane tabirle dünyadaki her kuruma, ülkeye, düzene ayar verildiği görülecektir. Bu bağlamda dünyadaki kirli güçlerin varlığını bilmek ve onları tanımak; yeryüzündeki siyasi, içtimai, kültürel alandaki olay ve durumları açıklamakta ön koşuldur. Küresel tüccarların oyunlarını görebilmek; tarihi, politikayı, ekonomiyi anlamak, “Yaşanan olayların temelinde ne yatmaktadır?” sorusuna cevap bulmak demektir bir anlamda.

Tüm bu çerçevede, geleneksel medya araçları (televizyon, radyo, gazete vb.) ve yeni medya teknolojileri (cep telefonu, bilgisayar, ipad vb.) sahipliği konusunu ekonomik, siyasi ve uluslararası boyutuyla düşünmek; bu alandaki gelişmeleri şüpheyle ve hassasiyetle süzmek gerekir. “Kimin kime borç verdiğini bilene kadar politika, tarih ve milletlerarası kavgalar hakkında hiçbir şey bilmiyorsun” diyen Ezra Pound’ın mezkûr sözüne itibar etmek ve bu noktada küresel sermayenin emrinde olan medya araçlarının sahipliği üzerine düşünmek lazım gelir. 2015 yılı resmi rakamlara göre 400 milyar dolara yaklaşan silah endüstrisinin yanında 2 trilyon dolara doğru tırmanan medya ve eğlence sektörü karşımızda durmaktadır. Bu güçleri kimler elinde tutmaktadır? Medya araçlarının sahipliğine bakıldığında, yüzde 90’ın üzerinde bir oranda İsrail-ABD-İngiltere’nin güdümündeki tüccarların bu kaynakların sahipleri olduğu görülmektedir. O halde sorulması gereken soru, bu tekeller hangi değirmene su taşımaktadır? Medyanın asıl sahipleri hangi mesajlarla insanlara neler söylemektedir? Bu insanların amaçları nedir?

Bugün biliyoruz ki; Batıda, tüm denetim araçlarının kontrolünü sağlamanın önemine vakıf bir güruh, medya kuruluşlarını büyük oranda elinde tutmakta, yeni medya ve geleneksel medya araçlarının içeriğini yönlendirmekte ve dünyaya nasıl düşünmesi gerektiğini aşılamaktadır. Alanın beyin takımını kahir ekseriyeti ABD merkezli yabancı medya şirketleri oluşturmaktadır. Bu noktada siyasal bilime, sosyolojiye teslim olanlardan değilim. Fakat bireylerin kısıtlı olsa da bir düşünme alanı ve kendine gelen mesajları reddetme gücü olsa dahi medya araçlarının kitleler üzerindeki etkisini yadsımak mümkün değildir. Medyanın kitleleri yönetme, yöneltme, yönlendirme ve mobilize etme becerisinin ne denli yüksek olduğu yakın geçmişteki Arap Baharı, Turuncu Devrim süreçlerinde görülmüştür. Görsel-işitsel medya araçları ve bu araçlarda üretilen içerik içtimai, siyasal ve kültürel hayattaki toplumsal ve bireysel değişimin temel bir boyutunu oluşturmuştur. Günümüzde yapılan bazı özel araştırmalar mesaj bombardımanı altındaki insanlara gelen iletilerin çokluğunun, insanların düşünce dünyalarında bir bulanıklığa sebep olduğunu ve sonuç olarak insanların en fazla maruz kaldıkları fikre, tutuma inanma, katılma eğilimlerinin arttığını göstermiştir. Elimizdeki bu veri doğrultusunda değerlendirildiğinde; ne düşünmemiz, nasıl düşünmemiz gerektiği üzerine toplum mühendisliği çalışmalarının etkisi sokaklarımızda dahi açıklıkla görülebilmektedir.

Türkiye’deki medya araçları ve ortamı, tüm bu yazılanlar ışığında ve “İktidar boşluk kabul etmez.” sözünün öncülüğünde değerlendirilmelidir. Açıklıkla ifade edilebilir ki, devletin elinin ulaştığı her kurum büyük oranda onun arzu ettiği çerçevede şekillenirken, onun nüfuz etmediği her kurum(Kurum mefhumunu geniş düşünmekte fayda var. Hukuk, medya, eğitim, spor vb. her şey); başka iktidar sahiplerinin, güçlerin nüfuzu altındadır ve onların amaçlarına hizmet etmektedir. Bu noktada gri tonun olmadığı rahatlıkla ifade edilebilir. Türkiye’deki her kurumu, organizasyonu bu değerlendirmeye tabi tutmak pek tabiidir. Genel olarak sakıncalı bir bakış açısı gibi görünse de, ki ya öylesin ya böyle günlük hayatta hakikaten bir dayatmaya işaret eder, devlet nezdinde söylediklerim gerçeğin ta kendisidir. Medyanın sahiplerini, içerik üreticilerini, medyada üretilen içeriği aktarılan çerçevede görmek ve okumak medya konusundaki gerçeğe ulaşmanın ve onu anlamlandırmanın ön koşuludur. Devleti hangi gücün yönettiği ise ayrıca sorulması gereken, başlı başına temel bir sorudur ve cevaplandırılmaya muhtaçtır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s