Yayın Yasağı Nedir?

20 ve 21. yüzyılın en büyük kazanımlarından biri olan ve Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de yer verilen “ifade özgürlüğü” çağdaş anayasaların temel taşlarından birisidir. İfade özgürlüğü, esasen her ferdin doğuştan elde ettiği çok temel bir haktır. Düşünebilen bir varlık olarak birey düşüncelerini rahatça ifade edebilme özgürlüğüne sahip olabildikçe demokratik toplumun çok sesli yapısı inkişaf edecektir. Bu noktada belirtilmelidir ki, günümüz dünyasında medya, ifade özgürlüğü bağlamında önemli bir yer tutmaktadır. Gelişen teknolojiyle beraber siber alan ve geleneksel medya mecralarında farklı fikirlerin ifade edilebiliyor olması, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan medyanın özgürlüğüne işaret etmektedir. İfade edilen çerçevede medyanın özgürlüğü ile ifade özgürlüğü yakından ilişkilidir. Bu kapsamda medyanın özgürlüğü demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olarak kabul edilmelidir. Toplumsal veya bireysel sorunların özgürce tartışıldığı bir ortamda gerçek anlamda demokrasiden bahsedilebilir. Bu nedenle demokratik toplumda her fert düşüncesini serbestçe ifade edebilmelidir. Tüm açıklamalar doğrultusunda geniş anlamıyla ifade özgürlüğü “bir düşünce, inanç, kanaat, tutum veya duygunun barışçı yoldan açığa vurulmasının (izharının) veya dış dünyada ifade edilmesinin serbest olması” anlamına gelmektedir (Erdoğan, 2001; 8).

Ancak, elbette ki bu haklar da sınırsız değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu özgürlüğün Kanunla sınırlanabileceğini kabul etmiştir. Bu hususta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade ve haber alma özgürlüğünü güvence altına almayı amaçlayan 10. maddesinin ikinci fıkrasında “Kullanılması ödev ve sorumluluklar içeren bu özgürlükler; demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü, kamu güvenliğinin gerekleriyle ve kamu düzeninin korunması ya da suçun önlenmesi, genel sağlık ve ahlakın, başkalarının ün ve haklarının korunması, gizliliği olan bilgilerin açıklanmasının önlenmesi ya da yayın organının otorite ve yansızlığının sağlanması için gerekli olan ve yasayla konulan kural, koşul, kısıtlama ve cezalara bağlanabilir.” hükmüne yer verilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi paralelinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve terörle mücadelenin bir yöntemi olarak ifade özgürlüğünü sınırlamanın mümkün olduğunu belirtmekte; ancak, bu sebeplere dayanarak yapılacak sınırlamanın, elde edilmek istenen amaçla kullanılan vasıta arasında bir orantılılık ve bu yönde ağır bir sosyal ihtiyacın olması halinde kabul edilebilir olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, sözleşmeye üye devletlerin söz konusu takdir hakkını kullanarak ifade özgürlüğünü sınırlandırmaları halinde, kişilerin düşüncelerini ifade etme özgürlüğüyle devletlerin toplumu terör örgütlerinin propagandasından koruma hakkı arasındaki hassas dengenin de sağlanması gerekecektir.

İfade ve haber alma özgürlüğü esas olmak üzere terör örgütünün amaçlarına hizmet edecek yayınların önüne geçmek, toplum huzuru ve barışını sağlaması adına devletlerin temel görevlerindendir. Terörizm ise toplum huzuru ve barışını bozmak üzere kurgulanan bir yapının kavramsallaştırılmış adıdır. Wilkinson(1997; 53) terörizmin karakteristik 5 özelliğini şöyle sıralar:

1- Büyük bir korku iklimi yaratmak ve tasarlamak,

2- Sivilleri içeren hedef üzerinde bir saldırıyı gerçekleştirmek,

3- Mevcut kurbanların yerine daha geniş bir hedefe yönelmek,

4- Halkın içinde yer almak ve genel olarak terör olaylarını normal nitelemek,

5- Hükümetin, toplumun veya özel sosyal grupların politikalarını etkilemek.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde terör eylemini gerçekleştiren ve eylemlere destek sunan odaklar için terör bir amaç değil amaca matuf bir araçtır. Terör eylemlerini müteakip sıcağı sıcağına gerçekleştirilen yayınlarda olayın heyecan ve dehşeti ile hareket edilmesi bilgi kirliliğine yol açabileceği gibi terör örgütlerinin vermek istediği mesajı da iletmesine olanak tanıyabilmektedir. Dolayısıyla bu noktada terör eylemlerine ilişkin gerçekleştirilen yayınlarda yer verilen görüntü ve ifadelerin bilerek ya da bilmeyerek terörü meşrulaştırması, teşvik etmesi, terör örgütlerini güçlü ve haklı göstermesi, terör eylemlerinin toplumu yıldırma ve fay hatlarını derinleştirme amaçlarına hizmet eder şekilde sunulmasının önüne geçilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple terör eylemlerinin amaçlarına hizmet eder nitelikteki yayınlara ilişkin ifade ve haber alma özgürlüğüne zarar vermeyecek biçimde geçici yayın yasağı getirilebilir ve bu kapsamda yayın yasakları temel olarak insan hakları ihlallerini engelleme ve toplumun menfaatini gerçekleştirme amacına hizmet etmektedir.

Başbakanlık tarafından getirilen geçici yayın yasağı uygulamaları genel anlamda terör saldırıları sonrasında toplumsal infiale engel olmak, bilgi kirliliğinin önüne geçmek ve mağduriyetlerin oluşmasını önlemek adına hayata geçirilmektedir. 05/01/2017 tarihinde İzmir’de meydana gelen patlamaya yönelik olarak Başbakanlıkça 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 7. maddesindeki “milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde veya kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu” hükmü uyarınca 05.01.2017 tarih ve 0087 sayılı yazısı ile Geçici yayın Yasağı getirilmesi bu duruma örnek teşkil etmektedir. Ayrıca AİHM’in Kamil Sürek – Türkiye (Başvuru No: 26682/95), Mehdi Zana – Türkiye (Başvuru No: 26982/95) arasındaki davalarda verdiği kararlar, yayın kısıtlamalarının hukuki bir uygulama olduğunu gösterir niteliktedir. Söz konusu davalarda PKK terör örgütünün amaçlarına hizmet eder biçimde medyada yer alan açıklamalar ifade hürriyeti kapsamında değerlendirmemekte; kullanılması ödev ve sorumluluklar içeren bu özgürlüklerin demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü, kamu güvenliğinin gerekleriyle ve kamu düzeninin korunması ya da suçun önlenmesi için gerekli olan ve yasayla konulan kural, koşul, kısıtlama ve cezalara bağlanabileceğini yönündeki anlayış tekrar edilmektedir. Tüm bunlara ilave olarak, bazı ülkelerde yayın yasağı olmamakla beraber basın ve devlet kurumları arasında işbirliği yapıldığı görülmektedir. İngiltere’de polis ve medya mensupları arasında yapılan centilmenlik anlaşması gereği terör eylemi sırasında olay yerinden ya da havadan canlı yayın yapılmaması bu duruma örnek gösterilebilir.

Kamu menfaatleri ve milli güvenliğe ilişkin getirilen yayın yasaklarına ilaveten kişi haklarının ve özel hayatın gizliliği ilkesinin, sağlık ve ahlakın korunması amacına matuf yayın yasakları da gerek ülkemizde gerekse de diğer demokratik ülkelerde sıklıkla başvurulan bir tedbir uygulamasıdır. Bununla beraber, dünyada yayın yasaklarının genelde dava süreçlerinde uygulandığını söyleyebilmek mümkün. Uluslararası Basın Enstitüsü Üst Düzey Yöneticilerinden Steven Ellis “yargı sürecinin bütünlüğünü ve sanıkların haklarını korumak için yasaklar konulduğunu” belirtirken, “bunun yanında pek çok ülkenin özellikle cinsel taciz ve tecavüz davalarında mağdur kişinin kimliğinin açıklanmasını yasakladığını” söylemektedir. (http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/11/141127_yayin_yasagi_dunya)

Tüm aktarılan bilgiler ışığında yayın yasağı özetle; ifade ve haber alma hürriyetlerinin esasına dokunmaksızın başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi amacıyla yayınlara sınırlandırma getirilmesine ilişkin tedbir uygulamalarını ifade etmektedir.

Türkiye’de Yayın Yasağı Hangi Mevzuat Hükümleri Gereğince Verilmektedir?

Türkiye’de “Yayın Yasağı”, Başbakanlık ve bağımsız Türk Mahkemeleri tarafından geçici olarak getirilebilmektedir. 6112 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun”un 7/1 Maddesi uyarınca “Savaşlar, terör amaçlı saldırılar, doğal afetler ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında da ifade ve haber alma özgürlüğü esas olup, yayın hizmetleri önceden denetlenemez ve yargı kararları saklı kalmak kaydıyla durdurulamaz. Ancak, millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde yahut kamu düzeninin ciddî şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda, Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilir.”

Ayrıca Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine görev ve yetkili mahkemelerce yayın yasağı kararı verilebilir. Mahkemeler kahir ekseriyetle aşağıdaki mevzuat çerçevesinde bu yönde karar almaktadırlar:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 23. , 41. Maddesi,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10/2. Maddesi,

5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3/2. Maddesi,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. ve 182 vd. maddeleri,

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24/1. Maddesi,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun İhtiyati Tedbir ile ilgili düzenlemeleri.

Kaynakça:

M. Erdoğan (2001) “Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğü: Özgürlükçü Bir Perspektif”, Liberal Düşünce Dergisi (8-13), Güz-24 Ankara

Wilkinson, P. (1997) The Media and Terrorism. Terrorism and Political Violence (51-64) Summer Vol.9, No.2, London: Frank Cass

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/11/141127_yayin_yasagi_dunya (Erişim:09/01/2017)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s