Köklerinin 5000 yıl öncesine kadar dayandığı kabul edilmekteyse de günümüzdeki kurallar bütünü içinde futbol, 150-160 yıl öncesinde İngiltere’de ortaya çıkan bir oyun. Üniversitede doğmuş, işçiler eliyle büyümüş, kapitalizm ruhuyla şahlanmış bir olgudan bahsediyoruz. Bu süreç içerisinde futbolun basit bir oyun olmanın ötesinde birçok alanla iç içe (siyaset, medya, tıp bilimleri vb.) ve yıldan yıla etki alanını büyüterek bambaşka bir olgu haline geldiğini belirtmeme gerek yok. Bir anlamda artık futbol konuşurken sadece bir spor dalından konuşmuyoruz. Bu bağlamda yazara katılmamak elde değil: “Sahaya bakınca sadece futbol görüyorsanız, hiçbir şey görmüyorsunuz demektir.”

 

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde futbol; devlet, sermaye ve siyasilerin araç olarak kullandığı; oyun olmanın ötesinde, bir araç. Devlet; kitlelerin enerjisini arenalara, stadyumlara kanalize etmek istiyor veya seyircinin ekran karşısına geçerek aktif bir tüketici, pasif bir izleyici olmasını talep ediyor. Sonuç olarak onların oyalanacakları “şey”leri buluyor ve futbol kurumsal olarak en kullanışlı araçlardan birisi olarak görülüyor ve devlet bu gücü kullanıyor. Bu sürecin içerisinde kuralları da haliyle devlet koymak istiyor. Bu sebeple elektronik bilet sistemine geçiliyor, stadyumlar yenileniyor, teşvikler federasyon eliyle dağıtılıyor, tesisler çoğaltılıyor. Bununla beraber, sermayenin ne sebeple bu işin peşinde olduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Onlar planları doğrultusunda bu alanı iskân etmenin, tüketimi ve yeniden tüketimi sağlamanın, dolayısıyla paralarını çoğaltmanın, sistemin çarklarını daha hızlı çevirmenin peşindeler. Gel gelelim siyasi arenadaki babayiğitlere! Özellikle son 30 yıl içerisinde futbol, siyasetin kullandığı daha doğru bir tabirle sömürdüğü bir konumda durmaktadır. Türkiye’deki siyasiler kahir ekseriyetle liberal politikaları eleştirmeden, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” yaklaşımına teslim olmuş bir şekilde çok da durumdan rahatsız gözükmemektedir. Yapısal bir dönüşümü, reformu öneren; futbolun küresel bir pazar olmasını eleştirerek bu konuda politika geliştiren bir parti bulmak çok güç. Bu noktada bazı münferit siyasi isimleri sayabilmek mümkün ise de futbol konusunda onların da birleştikleri bir ortak zemin bulmak zor.

 

Vaziyet böyle iken, bu oyunu seven bir insan olarak içinde bulunduğumuz durumdan futbolun ne şekilde çıkacağını kestiremiyorum. Açıkçası futbolun geleceği belirsiz. Zaten yapısal değişim konusunda bir talebin de olmadığı da aşikâr. Bence yıllar içerisinde geçirdiği dönüşüm sonrasında futbolun, para konuşulmadan düşünülmesi, tüketime yönlendirmeden organize edilmesi, kendi kalıpları dışına çıkması, bazı insanların beklediği sıcak bir yapıya kavuşması -ki bu sporun doğasında olan da bu- en azından profesyonel seviyede olası durmuyor. Futbol artık ne yazık ki bir “şov biznıs”. Futbol yığınlaştığımız bir alan. Duygularımızı boşaltırken, aklımızı yitirmemize neden olan; düşünmenin basitleştiği, estetiğin yerini popüler kültüre bıraktığı bambaşka bir gösteri. Umutsuz olmak istemiyorum ancak bu şartlarda çözüm için bir yol kat edilemeyeceğini görebilecek kadar da günümüz spor dünyasını okuyabiliyorum. Futbolun bir spor olarak insanlığa büyük hizmetler sunacağına inanmama rağmen onu çıkmaz bir yolun yolcusu olarak görüyorum. Kim bilir belki de ben yanılırım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s